27 Şubat 2010 Cumartesi

" m i m "

Kardeş bloğum Betül beni yine mimlemiş :) iyi de etmiş :)
Mimin konusu geçmiş, bugün ve geniş zamanla ilgili.Teşekkür ederek cevaplamaya başlıyorum;

1. Neden blog yazmaya başladınız?
Blogları takip etmeyi çok seviyordum, blog dünyasını ilk portakal ağacıyla tanıdım (çoğu insan gibi : ) sonra hünerli bayanlara hayran oldum :) Burcuya yorum yazdım, dördünyü yorumdan sonra birden karar verdim. Haydi dedim ve açtım. Önceleri yemek bloğum olsun istiyordum ama yaptıklarımı fotoğraflayamadığım için sürekli erteliyordum. Sonra yemekten vaz geçip, ortaya böyle karışık bir blog yapma fikri çıktı. İyi de oldu..
2. Keyifle takip ettiğiniz blogu belirtiniz
Birçoğunu keyifle takip ediyorum, özellikle izlediklerimi. Bende isim veremiycem malesef :( Açıkçası  eskiden daha çok takip ediyordum galiba. Şimdi biraz kendi bloğumla ilgilendiğim için çok bakamıyorum. Bunun sebebi çok yeni oluşumdandır.Diye düşünüyorum..
3. Şimdiye kadar almış olduğunuz en unutulmaz hediye nedir? Sizde yaşattığı duygular nelerdir?Birçok güzel hediye aldım, ama şuan aklıma gelen, eşimin sevgiliyken verdiği içinde özenle yerleştirilmiş güller olan, daha önceden beğendiğim çok güzel bir ayakkabı.Sunumu ve düşüncesi çok güzeldi. Bende yaşattığı duygu ise; onun çok ince ve romantik oluşunu anlamamdır :)
4. Çocukken yaşadığınız eğlenceli bir anıyı anlatınız
Yine şuan aklıma gelen. Canım eniştem (Allah Rahmet eylesin) ile ilgili. Biz baba tarafından 7 kuzeniz. Bir bayram günü Ankarada halamın eşi hepimizi alıp atakuledeki oyun salonuna götürmüştü. Orada çok eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Hepimizde yanındayız. Dediler ne var ne yok, çoluk çocuk varmı? Eniştem dedi bunların hepsi benim :)) adamın gözleri açıldı ve inandı :)))) aramızda bir tane ikiz ve 80 ile 88 yılları arasında doğmuş 7 çocuk vardı.. Adam öyle şaşkınlıkla gitti ve biz buna çok eğlenmiştik :))
5. Unutamadığınız bir tat, bir koku, bir ses, bir dokunuş, görselliğe ilişkin bir anınızı anlatınız.
Çocukken babamın akrabalarıyla gittiğimiz bir tatilde (sanırım ayvalıktı) kaldığımız yerin bahçesinden topladığımız yeşil limonlarla bize yapılan limonatanın tadını hala hatırlar ve anarım.
6. İçinizde saklanan yaramaz çocuğun aklından hangi yaramazlığı yapmak geçiyor?
Bir çocuk neler yapabiliyorsa şuan o kapasiteye sahibim. Şuan aklımdan bişey geçmiyor, ama en son 1 ay kadar önce yaptığım yaramazlıktan dolayı düşüp ayağımı icitmiştim :)
7. Hep yapmak isteyip bir türlü yapamadığınız bir aktivite/hobi
Okadar çok ki! Mesela motorsiklete binmeyi istiyorum ya da jetski ye ve atv ye.. :)
ve de off road yapmak istiyorum :)) ... gibi. 

Geldik işin zor kısmına..Gerçi bu sefer zor olmayacak, isim belirtmeyeceğim, beni izleyen, bu yazıyı okuyan arkadaşlarımın hepsini mimliyorum.. Çünkü herkes mim cevaplamaktan pek hoşlanmıyor,onun için..





26 Şubat 2010 Cuma

Mutluluğun Resmi..

Tanışma değil, söz değil, nişan değil, evlilik yıldönümü değil...
Bugün hiç biri değil..Bugün öylesine bir gün...Mutluyum, Mutluluğun resmini belirlemek istedim ve en uygun bunu seçtim..Eş olarak da resim olarak da evet doğru seçim :) Seni seviyorum Eşim :)) Hemde çookk

Hayırlı Cumalar..

Kalpler Ancak Allah'ı Anmakla Huzura Kavuşur..
Cumanız mübarek, dualarınız kabul olsun..

25 Şubat 2010 Perşembe

Kandiliniz Mübarek Olsun...


Bu gece Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa'nın (sav) hicri takvime göre doğumu vesilesiyle idrak edilen Mevlid Kandili.
"Dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı modern dönemde, Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur'an-ı Kerim'i ve alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz'in Sünnetini daha iyi anlamaya, bunun için de gönlümüzü Kur'an'a aç maya ve Sevgili Peygamberimiz'in örnek hayatını ve ahlakını rehber edinmeye ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü Kur'an ve Sünnet, bizi sıradan bir canlı olmaktan kurtarıp aslımıza döndüren bir çağrı olarak, bize kendimizi, Rabbimizi ve varoluşun sırrını tanıtan bir hakikat bilgisi olarak 14 asırdır bizleri korumuş, dünya hayatının engebeli yolculuğunda dimdik ayakta durmamızı ve dosdoğru yol üzere yürümemizi sağlamıştır. Öyleyse Mevlid Kandili'nde Kur'an'la ve Peygamberimiz'in Sünneti ile buluşalım, onları evimize misafir edelim, Peygamber Efendimizi daha yakından tanıyalım, çocuklarımızı O'nun sevgisi ile yetiştirelim, Kur'an-ı okuma ve anlamayı ibadet, yaşamayı hayatımızın gayesi edinelim.
Bu duygu ve temennilerle, Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin yıl dönümü olan Mevlid kandilinin bütün insanlığa rahmet ve huzur getirmesini, O'nu ve insanlığa getirdiği en büyük hediye olan Kur'an'ı yakından tanımamıza ve çağrısı etrafında birleşmemize vesile olmasını Yüce Mevla'dan niyaz eder, Mevlid Kandili'ni tebrik ederim."

Aslında kendim birşeyler yazmak istemiştim ama yukarıdaki yazıda Ali Bardakoğlu çok güzel anlatmış..
Başka da söz bulamayarak herkese hayırlı kandiller diliyorum. Rabbim rızasına uygun geçirmemizi nasip etsin inşallah...

Yöresel Rumeli Yemeği...



Aslında bu yemeğin tam ismini bilmiyorum. Dayım rumeli tv'yi izlerken görmüş, canı istemiş yengemde yapmış :) sonra bana anlatınca benimde canım istedi, seveceğimi düşündüm ve dün akşam iş çıkışı kuzenimle birlikte yaptık. Yaparken de çok eğlendik.. Önce hamuru yanlış yaptık :) sonra onu kurabiyeye çevirip, yeni bir hamur yaptık :)) sonra erkekler sabırsızlandı, bize yumurta kırın biz çok acıktık demeye başladılar :) zor şartlar altında da olsa becerdik ve afiyetle yedik :)) Yapılışına gelince;

Hazırlık aşamasında;

Hamuru için;
3 yumurta,
biraz sıvı yağ,
tuz ve aldığı kadar un koyduk. (mantı hamuru gibi olmalı)
Bizimki dinlenmedi ama hamur dinlenince merdaneyle açıp, 1. resimdeki gibi erişteden daha kalın şekilde kesip, yağlı kağıt üzerinde fırında pişirdik.

Üzeri için;
2 adet büyük tavuk butunu haşlayıp didikledik ve daha önceden haşlamış olduğumuz bir miktar (arzuya göre) nohutu hazırladık.

Hamur pişince, borcamın en altına dizip, üzerine tavuğu haşladığımız suyu döküp, daha sonra da didiklenmiş tavuk ve haşlanmış nohutları dizdik. Birlikte ısınması ve hamurların ıslanması için tekrar fırına verdik.
Fırından çıkınca üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve tereyağlı salçalı sos da döküp servis yaptık...



Bende bu yazıyla birlikte, benim yemek tarifi verme yeteneğinin olmadığını anladım :)) Benden asla yemek blogcusu olmazmış gördük :))

Ama size bir fikir verebildiysem ne mutlu bana :))

24 Şubat 2010 Çarşamba

Mozaik Pasta



Herkes biliyordur elbette bu kadar basit bir tatlıyı yapmayı. Ama ben ilk kez yaptım :) Eşim evlendiğimizden beri söylüyordu, ben de " aa onu yapması çok kolay birşey yokki onda" diyordum, ama tam bilmiyordum da :)) Dün aklıma geldi, bir iki tarife baktım ve akşam denedim. Çok pratik, çok basit, dolapta dursun, biri kahveye gelirse hazır olsun dediğim bir tarif. Hep yeni tarifler yapılıyor şimdi. Biraz eskilerden olsun diye, hatırlatmak için paylaşıyorum..

23 Şubat 2010 Salı

Ve Yine, Yeni Bir Mim Daha.. :)

Çanta MİMİ :))
Ve yine Çilek tadında tatlı, Sevgili Betül beni mimlemiş, e bana da çantamın içindekileri çekmek düşmüş.
Seve seve de bu görevi yerine getirmenin mutluluğunu yaşayarak, yazmaya başlıyorum.
* Çantam ve minik yavrusu cüzdanım :))  (Eltimle birlikte aldık, benim ihtiyacım sadece çantaydı, ama o cüzdanı da gördü, birlikte beğendik ve aldık. Daha sonra gözlerini kapattım onun :) sürekli güzel şeyler görüp gösteriyordu çünkü :) O'na da burdan teşekkür ediyorum :))
* Yaz kış sürekli çantamda olan, artık çok eskiyen ama sevdiğim gözlüğüm.
* Çok uzun süredir kullandığım çanta boyu parfümüm.
* Not defterim ve sıradan bir kalem.
* Selpak ve ıslak mendilim.
* Folic asid'im :))
* Çook nadir (hatta hiç bile diyebilirim) kullansamda rujum, rimelim, kalemlerim.
* Çilekli pratik bez çantam.
* Her zaman mümkün olduğunca bulundurmaya çalıştığım sakız ve nasıl olmuşsa kalmış 2 adet kinder. ( Artık yoklar :) )
* Sevdiğim telefonum.
* Kuzenimin nikah hatırası aynam. (Nikah şekeri olarak verilmişti)
* Çanta boyu kremim.
* Vee bu ara kullanmayı çok sevdiğim, onsuz asla olmaz dediğim, hafıza kartı aktarım aparatım (tam ismini bilmiyorum :) )
ve ledli mini el fenerim...
[Görünmeyenler ( Anahtarlarım kapıda, fotoğraf makinem elimde:) ) ]

Benden de bu kadar. Şimdi çantasının içini merak ettiğim arkadaşlarım,sıra sizde..Haydi Behiye, Sultan sofrası, Esra ve Arnavut. Bakalım sizin çantalarınızın içinde neler var??

Evim, Yuvam, Müziğim...

Evinizin bir köşesi ve dinlediğiniz müzik mimi geldi bana sevgili Betül'den :)
Ben de evinin her köşesini çok sevenlerden, hatta çalıştığım için evini çok özleyenlerdenim.
Bu köşe bizim mutfağımızdan. Günün yorgunluğunu burada oturarak atmaya çalışıyorum. Çay yada kahvemi burda yudumlayarak zaman geçirmekten çok keyif alıyorum. Gelen misafirlerimizin de tercihi kışın burası, yazın tabiki hepimizin tercihi; teras..
Dinlediğim müziğe sıra gelince..işte o zor bir soru. Çünkü benim müzikle, tv ile aram hiç iyi değil. Çoğu zaman evde yalnızken televizyonu hiç açmam, açsamda hangi kanal denk gelmişse 2-3 saat hep aynı kanal açık durur. Reklam da çıksa, dizi de, sevmediğim film de farketmez :) çünkü bakmıyorum :))
 Sadece son zamanlarda beni keyiflendiren bir albüm var, Köprüler - İki dünya. Tamam cd sini almadım ama hani tv de ya da radyoda o çıksa süper olur.

Bende bu mimi bana gönderen Betül'e çok teşekkür edip, Arnavut'u, Behiyeyi, Burcuyu, Biryemekbirutubircamasırı :), sultan sofrasını, ve Esra ve YS'yi mimliyorum..

20 Şubat 2010 Cumartesi

Çocuklar..

Çocukların kendilerine mahsus hususi dünyaları, geniş hayalleri vardır. Kalpleri henüz günah kirleri ile sâfiyetini kaybetmemiştir. Ruhları bembeyaz bir kâğıt gibi her türlü nakışı işlemeye müsaittir. Gözlerini dünyaya yeni açan bu masum varlık, bize en büyük İlahî bir emanettir. Bu emaneti ihmal etmek ise en büyük hıyanettir!..

Çocuk, daha erken yaşlarda çevresini taklitle hayata başlar. Taklit ettiği şeyler ne kadar mükemmel, ne kadar İslamî yaşayışa uygun olursa, edineceği alışkanlıklar da o derece mükemmel ve İslamî olur.
Doğan çocuğun kulağına ezan okumanın sünnet oluşunda derin hikmetler vardır. Bu belki telkinde ilk merhaledir.
Ailenin İslamî bir hayat yaşaması, çocuğun yetişmesinde en tesirli unsurdur. Bu hususu dikkate alarak ebeveynin, küçük de olsa şahsî kusurlarını çocuklarından gizlemesi, onlara kötü örnek olmaması gerekir. Misafir kabul etmek istemediği zaman çocuğuna, "Kapıya git, babam evde yok, de." diyen baba, evladını yalancılığa ve sahtekârlığa alıştırdığının farkında mı?.. Çocuk terbiyesi hususunda başvurulması gereken yolları şöylece sıralamak mümkündür:
Çocuğa daha küçük yaşlarda yavaş yavaş birtakım dinî telkinler yapılmalıdır. Allah ve Peygamber sevgisi çeşitli vesilelerle kalbine yerleştirilmelidir. Bunu temin etmek için imanla ilgili vecize ve metinler ezberletilebilir. Bunlar hayat boyunca çocuğun ruhunda derin izler bırakır.
5-6 yaşından itibaren Kur'an-ı Kerim öğretilmeye başlanmalı, bazı sûreler ezberletilmelidir.
7 yaşından itibaren dinin amelî vecibeleri öğretilmeli, tatbikine gidilmeli. Bunun başında namaz gelir.
Bugün çocukların elinde dolaşan kitaplar, İslamî terbiye ve ruhtan çok uzak, ahlaksızlığı, anarşiyi teşvik eden eserlerdir. Bunların yerine İslamî kahramanlık destanları, mertlik, fedakârlık gibi ulvî duyguları telkin edecek eserler verilmelidir. Çocuk okumalı ki soru sorsun.
Çocuğun hareket tarzı üzerinde arkadaşın mühim tesiri malumdur. İyi örnek olabilecek çocuklarla gezmeli, oynamalı. Bazen iyi bir arkadaş; ana-baba, öğretmen kadar hatta daha fazla gençlerin hayatına müessir olur.
Çocuğun yaşı biraz ilerleyince ona bir şahsiyet vermek gayesi ile konferanslara, dinî sohbetlere götürmekte fayda vardır.
Çocuğu dövmek, onu terbiye etmek yerine onu ya aptallaştırır ya da korkunç bir adam haline getirerek isyan etmesine sebep olur. Zaten ileride işe yarayacak olan çocuk yaramaz olur. Yaramaz olması zekâsının alametidir. Çocuk masumdur. Hayırsız çocuk yoktur. Allah hayırlı ana-baba versin.
Babam okula gidip öğretmenlerimle konuşmak istemezdi. Ben sınıfta kalınca kızdı, bağırdı, çağırdı. Halbuki ben okula başladığım andan itibaren babam okula gelip sık sık durumumu sormalıydı. Başarısızlığımın sebebini öğrenmeliydi. Bütün öğretmenler zekâmı överlerdi; amma ben ders çalışmıyordum. Babam neden ders çalışmadığımın sebebini öğrenmeliydi. Bir komşumuz vardı. Çocuğuna okulda bir problem sormuşlar: "Çözemedik. Yardım edin." diye ağlayarak yalvarmıştı kadın. Çocuğa anlattım nasıl çözeceğini. "Ne zaman istersen gel." dedim. Dikkatimi çekmişti. Anne-baba çocuklarına yardım edemeyince üzülmüşlerdi. Yardım edecek adamı arayıp bulmuşlardı.
Çocuk baskıyı sevmez. Torunlarıma tek söylediğim, "İnşallah siz İslam'a hizmet edeceksiniz." "İnşallah!" diyorlar. Başka ne desem "İnşallah." demezler. İnsanların en gururlusu çocuklardır. Çocuğa "Sus be!" diye bağırsam öyle ağlar ki... Niye? Gururu incindi... Kundaktaki çocuğa bile annesi sert baksa, çocuk ağlar. Bir gün kızımla pazara gitmiştik. "Kızım elini ver, kaybolursun." dedim. "Niye kaybolayım? Ben yolumu biliyorum!" diye bağırdı. Biraz sonra dedim ki, "Kızım elimi tut. Ben buraları bilmiyorum. Sen biliyorsun. Kaybolmayayım." Çocuk hemen elimi tuttu. İşte oldu!
"Uslu ol, yaramazlık yapma." diyorlar. Onlar mı çocuk, biz mi? Ağacı diktik. Sonra, "Yahu ağaç, hadi meyve versene." desek, itsek, tekmelesek, ağaç kurur. Fidan parmak kadar boyda, "Meyve vermedi." diyorlar. Ahmaklık... Çocuk bu!.. Biz neci oluyoruz da Allah'ın planını değiştirmeye kalkıyoruz?

Yazı: Hekimoğlu İsmail

19 Şubat 2010 Cuma

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim....


Ey aşk seni seçtim!
Ben’i geçtim…
Vazgeçtim…

Rabbim nasip ederse meclislerinde bulunup, utanmadan yüzlerine bakabilmek duasıyla...Hayırlı cumalar...

18 Şubat 2010 Perşembe

Poşet Katlama

Bileniniz vardır elbet. Ben daha yeni öğrendim. Gürcü bir bayandan. Artık, poşetleri katlayarak saklıyoruz :)  Hem daha az yer kaplıyor, hemde görüntüsü güzel oluyor. Çok fazla poşet kullanmayı sevmesemde yine de birikiyor. Benim gibi düzeni seven arkadaşlarım kesin yapacaklardır diye düşünüyorum. Yapılışı çok basit. Poşeti düzeltip, üçe ya da dörde (boyuna göre) katlıyorsunuz, daha sonra aşağıdan yukarıya doğru muska şeklinde katlayıp, kalan ucu da içine geçiriyorsunuz. Anlatması uzun, yapması kısa, görüntüsü hoş.İşte bu kadar...

17 Şubat 2010 Çarşamba

Yumurtalı ekmek

Son günlerde ne kadar çok anımsadık çocukluğumuzu. Yine o dönemden en sevdiğim kahvaltılık. Sevgili Betül dün bloğunda yazınca, canım o kadar çok istedi ki. Yolda hayalini kurarak gittim. Evde yemek olmasına rağmen, yenilecek şey sadece buydu. Acele bir resim çekerek afiyetle yedik. O kadar çok yedim ki, sayısını hatırlamıyorum.Uzun süredir yapmıyordum. Hatırlattığın için sağol arkadaşım.

16 Şubat 2010 Salı

Kuşburnu marmelatlı pasta

Sevdiğim bir kardeşim memleketi olan Tokat'tan bize kuşburnu marmelatı getirmiş. Bende faydalı olan kuşburnunu, faydasız olan pastayla birleştirdim. Ortaya çok hafif bir tatlı çıktı. Ben bu pastayı daha önce yemiştim. Ama onun içinde krem şanti yoktu. Çok uzun süre önce yediğim için hatırlayamadım. Kaç gündür canım istiyor, bari böylesini yapayım dedim. Tadını ben beğendim. Kekini sütle ıslattım. Dediğim gibi hafif oldu. Ama aklım hala o sade olanında. Bilen varsa söylesin lütfeen :)



15 Şubat 2010 Pazartesi

Çocuk uykusuz bırakıyor, sonra da uyuyup kalıyorum. Namaza kalkamıyorum diyen Annelerimize ne kadar da güzel anlatılmış bir yazı.

Cennet yüzlü çocuklarınız geç vakitlere kadar sizi uykusuz mu bırakıyor? Sonra da uyanamıyor musunuz? Oysa çocuklar size Cennetten bir hediye. Günahsızlıklarına bakıp ibret almamız gerekirdi. İster misiniz, namaza engel gördüğünüz bu çocuklar elinizden alınıp götürülsünler?
İslâm fıtratı üzerine yaratılan, hayatı ve çalışmayı sevmemize vesile olan çocukları ibadeti terk edişimizin bahanesi hâline nasıl getiririz? Eğer bir gün kader karşınıza çıkıp, ibadeti terk edişinize bahane ettiğiniz çocukları elinizden aldığını haber verirse, evinize döndüğünüz akşamlarda ve ayrılışın hıçkırıklarıyla uyandığınız sabahlarda daha mı iyi ibadet edecektiniz? Hayır, o zaman yanılttığımız kimdir?
Eğer bir gün şeytan sevgili çocuklarımızı bahane yapmaya kalkışırsa mü’minlerin annesi Hazret-i Fatıma’dan (r.a.) ders alalım:
Bilirsiniz: Henüz süt emmekte olan Hazret-i Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Evlâdının inleyişi karşısında şefkatli annelerinin gözlerine sabaha kadar uyku girmedi. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazlarını eda etmişlerdi. Kendisini çaresiz bırakan uykuya ancak bundan sonra vakit ayırabilmişti.

Sonra mescid-i şerifte sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz (a.s.m.), âdeti üzere onun evine teşrif etmişlerdi. Hazret-i Fatıma Validemizi uyur vaziyette görünce onun sabah namazını kılmadığını sanmış; “Ey kızım Fâtıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terk etme! Beni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça Cennete gireceğini zannetme” diyerek, namazın hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceğini belirtmişlerdi. Buna karşılık, “Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım. Sabah namazını kılıp yattım” diyen Hazret-i Fatıma’ya, Efendimizin verdiği unutulmaz mesaja dikkat edin: “Müjdeler olsun sana kızım Fâtıma! Âhirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin.”

Müjdeler olsun ona. Ve müjdeler olsun bu sabah ne kadar zor ve ağır olursa olsun, Hz. Fatıma gibi, kâinatın şefkatli Yaratıcısından vazgeçmeyenlere. Çünkü onlar asla yalnız ve yardımcısız bırakılmayacaklardır.

Mim :) Hemde İlk

Çilekli mi çilekli bol renkli, sevimli ve sevgili Betül beni mimlemiş. Ona teşekkür ederek yazmaya başlıyorum

1-Sizi mimleyen kişinin linkini veriniz.

   cileklirecel- Betül

2-Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu…

Şuan aklıma gelen her yaz ya da okul tatillerinde ailemle çok fazla gezmemiz. Yazın en az 2-3 kere tatile gidişlerimizin, şimdilerde benim tatil, deniz vb. gibi şeylere çok isteğimin olmayışına bağlıyorum. İyi ki gezmiş hevesimizi almışız. Şimdi istesekte (bazı yerler dışında) denize, havuza giremiyoruz malum.Demek istediğim bu giremeyişler beni rahatsız etmiyor, çünkü  zamanında yaşamışım ve doymuşum. Allah razı olsun onlardan.

3.Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?

Hatırladığım kadarıyla genelde sokakta oynardım. Evcilik oynardık, ben sürekli pasta börek yapardım :)
Birde annemin evde olmadığı bazı zamanlarda 1 yumurtadan kek yapıp, pişmeden yerdim. Tabi fazla gelip bir kaç kaşıktan sonra dökerdim.

4.Sokakta oynar mıydınız?

Evet çok fazla. Hiç eve gelmek istemezdim. "Anne noolur 5 dakka daha" hergünkü sözümdü. Anneannemlerin mahallesi daha güvenilirdi. Orada herkes akrabaydı. Ben orada oynamayı daha çok severdim.Hep orada oturmak istedirdim. Evet oraya taşındık. Ama artık çocuk değildim :(

5-Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay…

Malesef var. KEŞKE keşke! Deprem olmasaydı...

6-Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay…

Çocukluğumu çok güzel yaşadım Allaha şükür, ailemde benim gibi misafir ağırlamayı çok severdi. Sürekli hem akrabalarla hem arkadaşlarıyla görüşürlerdi. O yüzden çok eskilerden gelen arkadaşlıklarımız kardeş gibi olan kuzenlerimiz var.Onların sık görüşmesi, bizi de birbirimize bağlamış. Çok da iyi olmuş.

7-Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı.

Tabiki o da DEPREM. Etkileyen bir olay değil.Bütün hayatımızı etkiledi!!!!!!!
Takdir-i İlahi, herşeyde bizim bilmediğimiz bir hayır vardır diyorum.

Ve bu mimi bende; mutfak aşkım-filiz'e, arnavut'a, hayatımın renkleri- Burcu'ya, Esra ve ys 'ye ve sevgili cake life'a gönderiyorum.Umarım hepinizin güzel ve keyifle paylaşacakları anıları vardır..Haydi bakalım şimdi sıra sizde..

13 Şubat 2010 Cumartesi

Bonsai

Özel günleri kutlamayı sevmem. Özellikle herkesin kutladığı günleri.Benim için evlilik yıldönümü daha özeldir. ( Ki bu henüz sadece 1 kez yaşandı :) ) Her ne kadar sevmesemde her seferinde de birer hediye alırım. Maksat günün bahanesiyle mutlu olmak. Ama ben de eşim de dayanamayıp önceden veririz hediyemizi.
Hediye seçerken önce kişinin isteğini biliyorsam onu, bilmiyorsam kullanabileceği ya da ihtiyacı olan şeyi almayı tercih ederim. Bu yıl da eşime; uzun süredir almak istediği, benimse "e taman alalım da pek bi şekilsiz, nesini beğeniyorsun?" dediğim bonsai'yi  aldım :))
Tesadüf bu ya çiçeğe yukardan bakıldığında kalp şekli çıkıyor. Günün anlam ve önemine de uymuş yani :) Onu da resmi düzenlerken farkettim. Bonsaiyi az önce gittim aldım, dayanamayıp akşamada veririm. Dün alsaydım dün verirdim :)
Size tekrar keyifli ve mutlu bir haftasonu diliyorum. Sevgilisi olanların sevgisi hiç bitmesin, olmayanlara da Allah bir an önce versin, Herkes mutlu olsun
AMİNNNN


Hardallı Salata

Dün akşam yine sıradan bir salata yapıp içine biraz mayonez, hardal ve ceviz koydum. Bunu yiyen eşim oo salata çok güzel olmuş. İçinde değişik bir lezzet var o tadını arttırmış dedi. Söylesem yemiyecekti biliyorum. Ama sonra kendi buldu ve yemedi :)) Evet beğendi. Ama hardalı duyunca bıraktı :) Bence bırakılacak bir salata değildi. Hardal seviyorsanız, denemediyseniz. Deneyin derim..

12 Şubat 2010 Cuma

Herkese keyifli haftasonları diliyorum

Hayırlı Cumalar



Namaz ve abdestin manevi hikmet ve faydaları saymakla bitmez.Ben de bugün sizlere çok değerli bir eserden; Dr.Aidin Salih hanımefendinin "Gerçek Tıp" Yitik Şifanın İzinde isimli kitabından,Abdestin fiziki olarak insan sağlığına faydalarını aktarmak istiyorum ve herkese hayırlı cumalar diliyorum. Cumanız mübarek olsun.

700 Biyolojik Aktif Nokta'nın Uyarılması..

ABDEST

Abdest sağlık açısından son derecede faydalıdır.

İnsan vücudu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) vardır. Bunlardan 66 tanesi, "Agresi Noktaları" olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır. Agresi noktalarından 61 tanesi abdest uzuvlarında yer almaktadır.
Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebepten abdestteki düzeni, sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir.

YÜZ yıkanırken; mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları uyarılır.

KOLLAR yıkanırken; bağırsaklar, kalp, akciğerler, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır.

KULAKLAR, yaklaşık 100 BAN'den ibaret olan ve hemen hemen tüm organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulaklar meshedilirken bütün organlar uyarılmış olur.

AYAKLAR yıkanırken; hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen tüm organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.

Akupunktur noktalarının uyarılması sonucunda vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir.
Ateş yükseldiğinde soğuk su ile abdest alınırsa, ateş 1,5-2 derece kadar düşer.
Abdest yükselen tansiyonu düşürür, baş ağrısını hafifletir, uyuklamayı, yorgunluğu ve öfkeyi giderir.

11 Şubat 2010 Perşembe

GDO’lu diyet tarifleri

Ne kadar da doğru yazmış Yılmaz ÖZDİL. Ben daha yeni okudum. Eğer siz de daha okumadıysanız, buyurun okuyun bence...



Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle...
*Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.
*Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
*Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?

Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?
*Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
*Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
*Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

Sevgiliye Özel Mini Tiramisu



Yorgun bir şekilde eve giderken evdeki tiramisunun yenme hayali kurulur, eve gidilir. O da ne :( bitmiş. Can bi kere istedi ya hiç üşenilmez tekrar yapılır. Yemekten önce yapılır ki biraz dinlensin. Tatlı yapılır, yemek yapılır, yenir. Dünkü yoğunluk devam etmektedir. Duymuşsunuzdur belki bulaşık makineleri için deterjan yerine sıvı arap sabunu, parlatıcı yerine de sirke konuluyormuş, daha sağlıklıymış. Çevremde kullananlar da var. Bende bir market alışverişinde almıştım sıvı arap sabunu. Neyse dün evden çıkmadan çalıştırmıştım makineyi eve geldim baktım :( leke yapmış bütün herşeye. Sonra çok yüksek programda deterjansız tekrar yıkattım. Sonuç aynı :) Velhasıl hepsi makineden çıkarılarak elde yıkandı! Gece gece sıvı arap sabununa ve bunu bana söyleyen teyzelere çok teşekkür edildi.. :)

Tabi tatlımız bu uzun süre zarfında az da olsa dinlendi. Kendi canım istedi ama sevgiliye özel hale getirildi ve afiyetle yendi. Tarif çok hünerli bayan Müge'den. O çok güzel anlatmış. Bu kasede yapma şeklini ben de çok sevdim. Tavsiye ederim..  

10 Şubat 2010 Çarşamba

Bu İşler Biter mi? :(

Resme bakıp kendimi görüyorum. Tamam tamam onun kadar da çok değil :)
Ay sonu evrakları hala verilmedi. İş yok diyorlar evrak çok! O nasıl oluyor? Olan bana oluyor :)
Neyse işimiz olsun, işyerimiz kazansın biz yavaş yavaş yaparız inşallah.
Hadi ben döneyim işimin başına. E malum... :)


9 Şubat 2010 Salı

TAVSİYE EDİYORUM...

8 Şubat 2010 Pazartesi

GÜLMENİN FAYDALARI...

Günaydın.Herkese hayırlı haftalar. Haftamız sağlıkla, huzurla ve hayırlı işlerle geçer inşallah.
Bügün sizlerle dün Güneri Cıvaoğlu'ndan dinlediğim ve çok da hoşuma giden bu yazıyı paylaşmak istedim.

İçten gelerek, kahkalarla gülmek kalpten bağışıklık sistemine kadar bütün sağlığımız üzerinde büyük ölçüde etkili...

Gülmenin insan sağlığı üzerindeki sayısız faydalarına işaret eden uzmanlar, gülerek daha uzun ve mutlu bir hayat sürebilirsiniz diyor. İşte kahkaha ile ilgili bazı bilgiler...

- Öfke ve kin duygusu bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Neşeli ve bol kahkaha atan kişilerin ise bağışıklık sistemi daha kuvvetli.
- Güldüğümüzde yüzümüzde 15 kas birlikte çalışıyor.
- Gülmek erkek ve kadın arasında da farklılık gösteriyor. Erkekler daha kısa süreli gülerken kadınlar daha uzun kahkaha atıyor. (Örneğin; Saba Tümer :) )
- Güldüğümüz zaman tümör ve virüslerle savaşan hücrelerimizin sayısı da artıyor.
- Özellikle ruhsal bazı hastalıkların tedavisinde gülme terapisi kullanılıyor. Hastalar üzerinde olumlu etkileri olduğu gözleniyor.
- Patch Adams isimli doktorun çalışmaları bu konuda örnek olarak gösteriliyor.
- Çocuklar günde yaklaşık 300 kez gülüyor, yetişkinler ise günde ortalama 17 kez gülüyor.
- Yanımızda biri olduğunda yapılan espri ya da komik bir olaya yalnız olduğumuzdan on kat daha fazla gülüyoruz.
- En çok yapılan şakalara gülüyoruz. Rakamsal olarak bu oranı yüzde 80 şeklinde ifade etmek mümkün.
- Kadınlar erkeklerden % 126 oranında daha fazla gülüyor...

Katılıyorum ve bir de TİRMİZİ'den gelen rivayete göre "GÜLERYÜZ SADAKADIR" sözünü paylaşarak herkese Hayırlı ve bol gülücüklü haftalar diliyorum..

6 Şubat 2010 Cumartesi

Eşimin Doğum Günü Pastası :)

Eşim aşırı derecede motorsiklet tutkunu. Bende onun bu tutkusunu doğum günü pastasına yansıttım ve sevgili Yaseminden üzerinde ikimizin olduğu bir motorsiklet yapmasını istedim. Çok da güzel yaptı sağolsun. Yakından görseniz motorsiklet için inanın çok uğraşmış ve çok da başarılı olmuş. Yalnız :) ben biraz değişik olmuşum, o yüzden çıkarttım kendimi.Birde yolun alt kısmını ben düz renk olur diye düşünmüştüm, ama Yasemin bizi çiçek bahçesinde hayal etmiş onun için böyle yapmış. Olsun Ellerine, emeğine sağlık.Sonuç olarak eşim ve misafirlerimiz tadını ve görüntüyü çok beğendiler.  

3. Günümde 3 izleyici :)

aaa 3. günümde 3 izleyicim olmuş. Çok hoşuma gitti. Teşekkür ediyorum sizee..(Herkes yüzüncü de sevinir ben üçüncü de :)) )

5 Şubat 2010 Cuma

Yaz'dan kalma bir sofra..


Resimleri karıştırırken çıktı karşıma.(Gerçi bayağı eksik var sofrada ama olsun) Evli ilk ramazanımızda ağırladığımız ikinci misafirlerimiz için hazırlamıştım. İlk misafirlerimiz 25 kişilik bir gruptu, dolayısıyla bu sofrayı hazırlamak çok daha kolay oldu. Yine gelsin ramazan yine güzel güzel sofralar hazırlayalım inşallah..

Hayırlı cumalar...

Hergün onlarca kez okuduğumuz Fatiha suresinin anlamını ne kadar biliyoruz?
Anlayarak mı okuyoruz? İnşallah bu sayfayı okuyan arkadaşlarıma faydalı olacağını düşünüyorum. En azından bir hatırlatma..Cumanız mübarek olsun...

Bismillahirrahmanirrahim,

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Bütün hamdler ve övgüler alemlerin rabbi Allaha dır.
O Rahman ve Rahimdir.
Din gününün, hesap gününün tek hakimidir.
Haydi öyleyse deyiniz: Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden medet umarız.
Bizi doğru yola, sana doğru varan yola ilet.
Nimet ve lutufuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil!

AMİN..

4 Şubat 2010 Perşembe

Mirza..


Benim küçük dünyamda, varlığıyla bizi çok mutlu eden küçük yeğenim.. Bana teyzelik gibi mükemmel duyguyu tattıran bu küçük adam..canım benim..

Eveeet...artık benimde bir blogum var...

Yaklaşık bir sene önce keşfetmiş olduğum blog dünyasında artık bende varım. Katılmak bu güne nasipmiş. E hakkımda hayırlısı olsun o zaman..
Related Posts with Thumbnails